Sjögren hastalığı, bağışıklık sistemimizin normalde bakteri ve virüslerle savaşıp onlara yönelik antikor üretmesi gerekirken, vücudun kendi parçaları olan anti-Ro (SS-A) ve anti-La (SS-B) proteinlerine karşı antikor üretmesi ve zamanla bu antikorların yapıştığı vücut organlarına diğer immün sistem hücrelerinin de saldırıya geçmesi ile tükürük ve gözyaşı bezlerinde hasar oluşması, bu saldırıların giderek tüm vücudu etkilemesi sonucu ortaya çıkan kronik bir otoimmün hastalıktır.
Anti-Ro ve Anti-La Hangi Proteinleri Hedef Alır?
Ro ve La, neredeyse tüm vücut hücrelerimizin içinde bulunan ve hücrenin "bilgi taşıyıcısı" olan RNA molekülleriyle çalışan normal proteinlerdir. Bağışıklık sisteminin bunları hedef alması, hastalığın neden tek bir bezle sınırlı kalmayıp tüm vücudu etkileyebildiğini açıklar.
Ro/SS-A proteini aslında iki ayrı proteinden oluşur:
- Ro60: Hücre içinde "Y RNA" denen küçük RNA parçalarına bağlanır ve bir tür kalite kontrol görevi görür; hatalı ya da bozuk üretilmiş RNA'ları tanıyıp ayıklar. Ayrıca hücre güneş ışığı (UV) gibi streslere maruz kaldığında genetik materyalin korunmasına yardımcı olur. Bu görev, hastalarda güneşe duyarlılığın (fotosensitivite) neden sık görüldüğünü de açıklar — UV ışığı bu proteini hücre yüzeyine taşıyarak bağışıklık sisteminin hedefi haline getirebilir.
- Ro52 (TRIM21): Bağışıklık sisteminin kendi kendini düzenleyen bir "denetçisi" gibidir. İltihap ve interferon yanıtını dengede tutar, virüslere karşı savunmada rol oynar. Yani normalde bağışıklığı frenleyip kontrol altında tutan bir görev üstlenir.
La/SS-B proteini ise hücrede yeni üretilen RNA'ların "bakıcısı" gibidir. Henüz olgunlaşmamış RNA parçalarına bağlanarak onları erkenden parçalanmaktan korur; doğru şekilde katlanıp olgunlaşmalarına ve görevlerini yapacak hale gelmelerine yardımcı olur. Özellikle hücrenin protein üretimi için gerekli olan tRNA gibi yapıların hazırlanmasında önemli rol oynar.
Bu proteinler hemen her hücrenin içinde bulunduğundan, onlara karşı oluşan antikorlar tükürük ve gözyaşı bezleriyle sınırlı kalmaz, vücudun farklı bölgelerini de etkileyebilir. Ayrıca bu antikorlar anneden bebeğe plasenta yoluyla geçebildiği için, hamilelikte özel takip gerektiren önemli bir konudur (yenidoğanda kalp ritmini etkileyebilen "yenidoğan lupusu" tablosu bu nedenle dikkatle izlenir).
Hastalığın en bilinen belirtileri, hasar gören bezlerin yeterince salgı üretememesinden kaynaklanır. Gözlerde sürekli bir kuruluk, yanma ve kum kaçmış gibi bir batma hissi; ağızda ise tükürüğün azalmasına bağlı kuruluk, yutkunma güçlüğü ve diş çürüklerinde artış sık görülür. Ancak Sjögren yalnızca bezlerle sınırlı kalmaz; pek çok hastada belirgin yorgunluk, eklem ağrıları, ciltte kuruluk ve zaman zaman iç organları etkileyen bulgular da görülebilir.
Tanı, hastanın şikâyetlerinin değerlendirilmesi, kan testlerinde anti-Ro ve anti-La antikorlarının araştırılması, gözyaşı ve tükürük üretimini ölçen testler ve gerektiğinde küçük bir tükürük bezi biyopsisi ile konur. Erken tanı, hem yaşam kalitesini korumak hem de bezlerdeki kalıcı hasarı sınırlamak açısından önemlidir.
Tedavide amaç, belirtileri hafifletmek ve bağışıklık sisteminin aşırı tepkisini dengelemektir. Göz ve ağız kuruluğuna yönelik destekleyici tedaviler, yaşam tarzı düzenlemeleri ve hastanın bütüncül olarak değerlendirilmesi sürecin temelini oluşturur. Her hastanın tablosu farklı olduğu için tedavi kişiye özel planlanmalı ve düzenli takip ile sürdürülmelidir.
Bu hastalık hakkında sorularınız mı var?
Dr. Yurdakul ile bütüncül bir değerlendirme için randevu alabilirsiniz.
Randevu Al